23 Kasım 2020, Pazartesi

“Önce dışardaki algımızı anlamamız gerekiyor”

Pasion Turca CEO’su Sinan Ufuk Nergis

200’den fazla sanatçı 2000’den fazla konser ve dans gösterisi ile Türkiye ve dünyanın birçok ülkesinde uluslararası organizasyonlar gerçekleştiren ve 9 yıl boyunca Türkiye Madrid Kültür ve Turizm Müşavirliği adına, İspanya başta olmak üzere Portekiz ve İspanyolca konuşulan ülkelerde Türkiye’nin tanıtımını yapan Pasion Turca CEO’su Sinan Ufuk Nergis ile sanatsal çalışmaların ülkelerin kültür ve turizme katkılarını, Türkiye’nin Pr çalışmalarını yaparken gerçekleştirdikleri çalışmaları ve Pr’ın Turizmdeki yerini konuştuk.

Sizce bir turisti evinden çıkarıp başka bir ülkeye seyahat etmeye iten başlıca etken hangisi? Doğal güzellikleri mi?  Tarihi yapıları mı yoksa kültürel aktiviteler mi?

Bence başlıca etken o ülkenin insanların kafasındaki imajı. Her ülke yaptığı tanıtım, reklam ve etkinliklerle tüketicinin kafasında belirli imajlar oluşturuyor. Burada en önemli nokta oluşan imajı bir tüketim alışkanlığına döndürmesi. Ülkenin yapısı, tarihsel dokusu, dünya çapındaki aktiviteleri bu anlamda tabii ki önemli etkenlerden. Türkiye’nin sahip olduğu derin kültür ve tarihsel doku ülkemizi birçok ülkeden ayrıştırıyor. Daha önce yaptığımız televizyona reklam vermek, billboard kullanmak, gazeteye reklam vermek gibi sürdürdüğümüz medya iletişimi artık değişen dünyada çok daha direkt ve anlık hale geldi. Ülkede olan bir olay bir anda turizm akışını durdurabiliyor. Eurovision, Formula 1 gibi uluslararası çaptaki kültür sanat ya da spor aktiviteleri elbette ki turizm için bir cazibe yaratıyor. Bu etkinlikler belki o ülkeye gitmek için salt bir neden oluşturur ancak ana akım olarak insanları o ülkeye yönlendiren itici güç sadece bundan ibaret değil. Turizm döngüsünü bir bütün olarak düşünmek ve tüm araçlarını doğru kullanmak gerekiyor. Eğer kültür turizmi de yapacaksanız bunun alt başlıklarında mutlaka gastronomiye de yer vermeniz gibi.

Yıllardır dünyaca ünlü birçok isimle çalışıyorsunuz. Yabancı isimlerin Türkiye’ye ilk kez geldiklerinde en çok dikkatlerini çeken ne oluyor?

Türkiye genel olarak yurtdışında birçok ülkenin sahip olduğu bir imaja sahip değil ya da sahip olunan imajlar bizi yansıtmıyor. Müslüman bir ülke oluşumuz nedeniyle sık sık Arap coğrafyası ile karıştırılıyoruz.  Ülkemize ilk defa gelen bir yabancının Türkiye algısı, eğer özel bir ilgisi yoksa okul dönemlerinde tarih dersinde öğrendikleri ve medyada şu anda izledikleri güncel gelişmelerden ibaret. Türkiye, Ortadoğu ve Avrupa’da bir geçiş noktası. İlk kez gelen insanlar genelde oldukça şaşırıyor ve ne kadar modern bir ülke yorumunu yapıyor. Aslında bu kulaktan dolma bilgilerin ne kadar eksik olduğunun bir göstergesi.

İspanya, İtalya ve Yunanistan’a bakıldığında Akdeniz coğrafyası içinde Türkiye’yi turizm açısından nerede görüyorsunuz? Türkiye’nin öne çıkarılması gereken yönleri neler?

Akdeniz çanağındaki tüm ülkeler, örneğin Kuzey Avrupa ülkelerine göre çok daha şanslı. Bu ülkelerin iklim avantajı ve gastronomi gücü var. Yıllar içerisinde bu ülkeler kültürel olarak çok fazla alışverişte de bulunmuş. İtalya, İspanya ve Fransa’nın kendi arasındaki üçlü ilişkisi ya da Yunanistan’ın ve Balkanların Türkiye ile olan ilişkisi gibi. Türkiye, turizm yatırımını çok daha geç yapmış. İspanya’ya göre ortalama 20 yıl sonra diyebiliriz. 1980’lerden sonra turizm tanıtımında ciddi bir atak yapmışız. Türkiye’nin turizm altyapısı diğer ülkelere göre çok daha yeni. Coğrafi ve doğasının getirdiği avantajlar da çok fazla. Uzun bir sahil şeridine sahip. Örneğin sadece Antalya’daki 5 yıldızlı otel sayısı tüm İspanya’daki 5 yıldızlı otellerden daha fazla.  Yunanistan Pr çalışmalarına çok önce başlamış ya da İtalya kendisini İtalyan mutfağı ile, İspanya Flamenko ile özdeşleştirmeyi ve bunu dünyaya sunmayı başarmış. Türkiye bu treni 20 – 25 yıl sonra yakalamış. Türkiye 84 milyonluk bir ülke, gelen turist sayısı geçtiğimiz yılın rakamlarına göre ortalama 45 milyonun üzerinde. İspanya 44 milyonluk bir ülke iken gelen turist sayısı 80 milyon civarında. Türkiye’nin şu anki potansiyeli çok daha fazla turist almaya müsait. Yunanistan gibi ortalama 11 milyonluk bir ülke yılda yaklaşık 30 milyonluk bir turist alabiliyor. İtalya ve İspanya para harcayan turistin gittiği lokasyonlar. Öne çıkarılması gereken şey bence Türkiye’nin doğru doğrudan imajının sunulması. Orta, Batı ya da Kuzey Avrupa için Türkiye deyince akıllarına sadece düz bir sahil ya da ucuz bir otel gelmemeli. İspanya adaları, Flamenko’su, Granada’sı, kültürü ve gastronomisi ile daha çok tüketilen bir ülke. Bizlerin de farklı yönlerimizi ve sağlıklı, güçlü turizm altyapımızı göstermemiz gerekiyor.

Kültür sanat aktiviteleri ve uluslararası organizasyonların ülke tanıtımındaki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Turizm sadece deniz ve güneşten oluşmuyor. Fuarlar ya da MICE turizmi de çok önemli örneğin corporate organizasyonlarda Barcelona bir merkez. Türkiye’nin de bu pazarda daha etkin yer alması gerekiyor. Ortadoğu ya da İran’lı sanatçılarla ülkenizde konserler düzenlerseniz o ülkeden turizmi de ülkenize çekebilirsiniz. Ya da yapacağımız uluslararası etkinliklerle rus turiste deniz, güneş kum sunarken aynı zamanda bu aktivitelerle de bir cazibe merkezi yaratabilirsiniz. Önemli olan kendi markamızla etkinlikler oluşturabilmek. Sosyal medyayı daha etkin kullanmak da günümüzde çok önemli. Örneğin tenis oyuncusu Federer’in İtalya’da çocuklarla çatıda oynadığı tenis maçı da bir anda dünyada büyük bir haber oluyor. Ülkenizle özdeşleştirdiğiniz keyifli haber ve aktivitelerin katkısını her zaman akılda tutmak gerekiyor.

9 yıl boyunca Türkiye’nin İspanyolca konuşulan coğrafyada tanıtımını yaptınız. Yaptığınız çalışmalardaki odak noktanız neydi? Ne gibi geri dönüşler aldınız?

9 yıl boyunca Türkiye’nin Madrid Turizm Ofisi’nin Pr şirketiydik. İlk başta Türkiye’nin bilinen ya da bilinmeyen noktaları nedir diye düşündüm. Nasıl Fransa deyince aklımıza Eyfel Kulesi geliyor, acaba bizi ne simgeler hatırlatabilir diye kafa yordum ve böylece Boğaz Köprüsü ile camı siluetini odak ve imaj noktası olarak aldık. Çalıştığımız dünyaca ünlü sanatçılarımızı Türkiye’de ağırladık. Sanatçıların imajlarını bedelsiz olarak Türkiye’nin imajı ile bir araya getirdik. Bu yalnızca bir tanıtım değil aslında sanatçının gözüyle Antalya’nın, Nemrut’un, İstanbul’un, Pamukkale’nin gezilmesi ve dünyaya anlatılmasıydı. Geri dönüşleri de süreç içerisinde gördük.  100 binlerdeki turist sayısı 400 binlere ulaştı. İspanyolca dünyada en çok konuşulan ikinci dil. İspanya’da çıkan bir haber İspanyolca konuşulan tüm dünya medyasında rafta ya da tüm dünya televizyonlarında yer alıyor. O dönemde ilk defa bir Geo sayısı ya da Conde Nast kapağı yapıldı. Ve yapılan tüm çalışmalar çok bir örnek teşkil etti.

Sizce Pr çalışmalarında önemli olan ürün odaklı olmak mı yoksa yapacağınız tanıtım çalışmalarına göre ürünü şekillendirmek mi?

Öncelikle ürünü ve elinizdeki malzemeyi çok iyi tanımak ve tanıtım yapacağımız mecraların hangisine uygun olabileceğini görmek gerekiyor. Burada önemli olan modifikasyon. Bir tanıtım planını her ülkede aynı şekilde uygulamak çok zor. Çünkü her ülkenin tüketim alışkanlıkları farklı. Öncelikle bakacağımız nokta tanıtım yapmak istediğimiz insanlar üstündeki algımız ne ve neyi tüketmeyi seviyorlar. Örneğin bir İspanyol turist tatil satın alırken tarih ve kültürden etkilenirken, bir Rus turist sahil ve güneşten etkileniyor.  Kendimizi anlatmadan önce nasıl algılandığımızı anlamamız gerekiyor.