01 Ekim 2020, Perşembe

Corona Virüs ve Turizm

Salih Çene

COVİT19’DAN ÖNCE;

  1. 2020’ye Bakış;

– Thomas Cook gibi uluslararası dev bir Tur Operatörünün batmasına rağmen, beklenenin üzerinde seyreden 2019 yılı, 45 Milyonun üzerinde Turist ve 34,5 Milyar Dolar gelir sağlayarak 2020 yılı için çok olumlu sinyaller vermişti.

– Nitekim bu beklentilerin, Otellerin Seyahat Acenteleri ve Tur Operatörleri ile yaptıkları sözleşmelere de, hem koşullar ve hem de fiyatlar bakımından olumlu yansımaları olmuştu.

– Ekim ayı itibariyle kış ayları için doğrudan ve sezona yönelik erken gelen rezervasyonlarda bir önceki yıla göre önemli artışlar gözlemlenmeye başlamış, Londra WTM fuarından dönen otelciler ve aracı acenteler çok olumlu bilgiler paylaşmışlardı.

– Şubat ayı ortalarına kadar bu olumlu tablo devam etmiş, Ocak ayı konaklamaları ve gelirlerinin önceki senelere göre rekor kırdığı medyaya yansımıştı.

– Bu Olumlu tablo Kültür ve Turizm Bakanlığı dahil tüm sektör temsilcilerinin 2020 yılı beklentilerini 50 Milyon Turist, 40 Milyar Dolar gelir seviyesine kadar yükseltmişti.

  1. 2023 Hedefleri

– Yine, daha önce 56-60 Milyon Turist ve 50-55 Milyar Dolar civarında gelir (kaynağına göre farklılıklar göstermekte) beklentisi öngörülmüş olan 2023 hedefleri de, başlangıçtaki olumlu tablo çerçevesinde bir anda 75 Milyon Turist ve 65 Milyar Dolar gelir hedeflerine fırlayıvermişti.

COVİT19’LA BİRLİKTE;

  1. 2020’ye Bakış

– Ancak, Şubat ayı ortalarına doğru Covit19 virüsünün önce Asya’daki diğer ülkelere, giderek Avrupa ve İran’a yayıldığının görülmesi ve WHO’nun bunun bir Pandemi olduğunu ilan etmesi. Akabinde, Dünyanın en büyük Uluslararası Turizm Fuarı olan ITB’nin iptal edilmesi. 11 Mart’ta bizde ilk vakanın görüldüğünün açıklanması ile başlayan süreç bu olumlu tabloyu ve beklentileri bir anda ters yüz etti, başlayan rezervasyon iptalleri bir anda iptal fırtınasına dönüştü…

– Devamında, Hava Yollarının önce uluslararası ve sonra ulusal uçuşlarını iptal etmeye başlamaları; ardından Sınırların kapatılmaya, iç ve dış Seyahatlerin kısıtlanmaya hatta yasaklanmaya başlaması, kaçınılmaz sonun habercileri oldular.

– Başlangıçta, sağlık baskın geldiği için yelkenleri suya indiren Turizmciler ve Otellerin neredeyse %99’u, doğrudan bir yasağa tabi olmamalarına rağmen, mecburen faaliyetlerini tamamen durdurdular.

– Turizm faaliyetlerinin geçen yıla göre Mart ayında % 65, Nisan’da ise % 85 gerileyeceği belirginleşmiş durumda, 2020 yılının ise en az % 80 kayıpla kapanma ihtimali yüksek bir olasılık.

– Salgının son dönemde özellikle Avrupa’da ve ülkemizde yavaşlamaya başlaması ümit verici olmakla beraber, gevşetilen önlemlerin vereceği sonuçlar henüz öngörülememekte ve ikinci bir dalga oluşması ihtimalinden korkulmakta.

– Bu nedenle, insanların özellikle yurt dışı seyahatlere çıkmaktan çekineceği hususu bir yana, Almanya ve Rusya gibi ana pazarımızı oluşturan devletlerin vatandaşlarına; ileride bir rahatlama olsa dahi, mecbur kalmadıkça yurt dışı seyahate çıkmayıp iç turizmle yetinmeleri yolunda yaptıkları telkinler ve bu amaçla uygulayabilecekleri kısıtlamalar, sektörün yabancı turist beklentisini çok zayıflatmakta.

– Son haftalarda, sektör temsilcilerinde bir hareketlenme ve ortam düzelince hazırlıklı olalım motivasyonu gözlemlenmekle beraber, bu belirsizlik ortamında yapılabilecek çok az şey olduğunun bilincinde oldukları da yadsınamaz.

– Bu yıl kademeli olarak uluslararası uçuşlar başlasa dahi, Almanya’da yaşayan bazı vatandaşlarımız ve Türkiye’ye uzun yıllardır gelen ve her şeye rağmen tekrar gelmekten çekinmeyecek az sayıda yabancı turist dışında bir beklenti gerçekçi olmaz. Nitekim, Turizm Bakanı da geçenlerde bir söyleşide “bu yıl yurt dışına açılacak koşullar oluşsa dahi, Avrupa ülkeleri ve Rusya’dan fazla bir beklentimiz yok, daha çok Asya ülkelerinden yabancı turist akışı sağlayabileceğimizi düşünüyorum” demişti.

– Ülkemizde başlayan rahatlama devam ettirilebilirse, Turizmciler için en önemli hedef iç turizmi canlandırmak olacaktır. Ancak, üst gelir tabakasındaki insanlarımızın genellikle kendi sayfiye yerleri ve/veya yatlarını tercih edecekleri, fiyatlara bağlı olarak turistik tatile çıkabilen orta gelirli vatandaşların ve fiyatın tamamen belirleyici olduğu ve nadiren turistik tatil yapabilen işçi sınıfının, ortaya çıkan ekonomik kriz nedeniyle tatile para ayırmalarının çok zor olduğu düşünüldüğünde, iç turizmin de arzu edilen seviyede canlanması pek mümkün gözükmemekte.

– Diğer taraftan, hem dünyada hem de ülkemizde çalışanların % 10’undan fazlasını istihdam eden, takriben 56 farklı sektöre doğrudan iş sağlayan (ayrıca dolaylı iş hacmini arttırdığı başka sektörlerde unutulmamalı) Turizm sektörünün bugünkü durumu, tüm ekonomiyi temelden sarsmakta.

– Bütün bu olumsuzlukların sonucunda birçok, Hava Yolu şirketinin, Tur Operatörünün, Seyahat Acentesinin ve Otelin, batması veya el değiştirmesi ihtimali gelecek yılları da çok olumsuz etkileyebilir. Bu noktada Devlet desteği kaçınılmaz bir ihtiyaç.

– Sonuç olarak, 2020 yılı Turizm açısından maalesef “kayıp yıl” olarak tarihte yerini alacaktır. Bu şartlarda, Turizmcilerin cevap araması gereken soru, 2021 yılını kurtarabilmek için neler yapmalıyız olmalıdır?

  1. 2021’e Bakış

– 2020 yılının karamsar tablosunun 2021 yılına yönelik muhtemel olumsuz etkilerinin boyutunu bu aşamada kestirebilmek mümkün değil. Bu öncelikle Covit19’un bundan sonraki seyrine, 2021’de de devam edip etmeyeceğine ve tabii 2021 de bizi (ekonomik, politik, vs.) başka nelerin beklediğine bağlı olacak.

– Şayet, 2020 ortasından itibaren her şey olumlu gider, Covit19 tehdidi minimize edilir veya tamamen ortadan kalkar ve özellikle turist beklediğimiz ülkelerin ekonomileri çabuk toparlanabilirse, 2021 yılında 2018 yılına yakın sonuçlar alabiliriz. Bu durumda ekonomimiz de bir nebze toparlanıp, tüm sektörlerin 2022 yılına daha güçlü girmesine yardımcı olabilir.

– Sektör temsilcilerinin, motivasyon sağlamak amacıyla bazı pazarlama stratejileri ve çalışmaları içerisinde olduklarını görüyorum Bazıları da, Turizm yapılanmasının, uygulanan konseptlerin, Otellerin fiziksel yapılarının köklü değişikliklere uğrayacağını öne sürmekteler.

Öncelikle,  Türkiye’nin ve özellikle Antalya bölgesinin, virüse karşı bazı önlemler dışında önemli bir değişim geçireceği kanaatinde değilim. Özellikle bölgemizin turizmdeki başarısı dört değiştirilemez etkene bağlı; Otellerin genelde üst düzey fiziksel koşullara sahip olması, yönetim ve personelin geleneksel misafirperverliği, Herşey Dahil konsepti, Aile ve Çocuk ihtiyaçlarını önceleyen fiziksel ve animatif unsurlar. Tabii, bütün bu hizmetleri en uygun fiyat ve koşullarla bulabildikleri en önde gelen ülkenin Türkiye olması, sürekli ucuza pazarlandığımızdan şikayet etsek te, en büyük avantajımız. Yakın gelecekte bu koşulların değişmesi mümkün gözükmüyor.

-Oteller maalesef 2021’e düşük fiyatlarla ve sözleşme koşulları tekrar aleyhlerine değişim göstermiş olarak girecekler ama şayet her şey yolunda giderse, yüksek “repeat guest” oranımızın da katkısıyla, tanıtım ve pazarlamaya fazla yatırım yapmadan, yoğun bir sezon geçirmemiz kuvvetle muhtemel. Ancak, özellikle kongre turizminde (MICE) önemli kayıplar yaşanabilir.

COVİT19 SONRASI;

  1. 2022’den Ne Beklemeliyiz?

– Şayet 2021 yılında iyi sonuçlar alınabilmiş olursa, 2022 yılı fiyatlar ve sözleşme koşulları açısından bir yenilenme dönemi olabilir ve tekrar 2019 sonuçlarına yakın bir sezon yaşayabiliriz.

  1. 2023 Hedeflerine ulaşmak Mümkün mü?

– 2019 yılının sonuçlarına bakarak konulan 2023 hedeflerine bu safhada ulaşmak pek mümkün gözükmüyor. Gerçekçi hedef daha önce 2020 yılı için de öngörülen 50-55 Milyon Turist, 40-45 Milyar Dolar gelir olabilir.

Sonuç olarak, herşey yolunda gider ve önümüzdeki yıllar karşımıza başka olumsuz sürprizler çıkarmazsa, ancak 2023 yılında kendimizi daha güvende hissedip, çok daha iyimser projeksiyonlar yapmaya başlayabiliriz.

         ÖNEMLİ NOTLAR:

  • Dünya Ekonomik Forumu 2022 itibariyle 135 Milyon yeni iş dalı oluşacağını belirtmiş….
  • Bir başka öngörü de, bazı görüşlerin aksine, ileriki yıllarda İnsani Değerler ve Duygusal Dayanıklılığın ön planda olacağını söylemekte.

Eh! duygusallığın bulaşıcı olduğunu düşünürsek, daha uzun süre robotlaşmadan insan kalmaya devam edebileceğiz demektir.

Salih Çene
Latest posts by Salih Çene (see all)