25 Mayıs 2020, Pazartesi

COVID-19, YA DA KÜRESEL TSUNAMI

Deniz Tufekci

Deniz kıyısında şezlongda uzanmış gelen koca dalgayı umursamayan dünya liderleri halklarını ilk dalganın altında bırakıp, vatandaşlarının binlercesinin ölümüne neden oldu.

Virus’ün ekonomiye olan etkisi Tsunami etkisinin lokalden dünya çapındaki etkisinden farksız oldu.

Dikkat ederseniz denizde olan teknelerin sandal boyutunda ve biraz açıkta duranlar dalganın üstünde kalırken, dalga boyu ölçülerine uyamayan büyük boylu tekneler ise suyun altında kaldı ya da kıyıya kadar dalgayla  taşınıp, karaya vurup parçalandı.

Ekonomide de şimdi böyle oluyor. Büyük ya da orta boydaki işletmeler, birer birer ekonomik dalganın altında kalıyor ya da o dalga bir yerlere taşıyıp orada işlevsiz bırakıyor.

Turizm sektöründe de böyle olacağı, hatta olduğu görülüyor.

Tsunami’nin vurduğu kıyılara turist güneşlenmek için gelmez değil mi. Bu , sektörde çalışanlar için kaçınılmaz sonun habercisidir.

Tsunami geçmişte birkaç bölgeyi vurmuştu. Şimdi öyle mi? Virus her yeri şöyle ya da böyle etkiledi.

Bize olan etkisini dürüstçe, samimi bir şekilde irdeleyip, hayal ürünü verilerle değil, tüm bilimsel, matematiksel verileri toplayarak önce yıkımın boyutunu, tekrar edip etmeyeceğini ve yerine ne koyacağımızı bunun için ne yapılması gerektiğini tartışmalıyız.

Antalya’da günde yüz uçağın getirdiği yolcu ile bile dolmayan tesislerimiz, talep aynı düzeyde bile olsa ancak yarı doluluğu karşılayacağı için kayıp şimdiden sahillerimizde %50’dir. Kaldı ki böyle bir talebin olmayacağı görülmektedir. Tek yapılacak iş umut dağıtmak değil, para dağıtmak, sektörü kırıma uğramaktan korumaktır. Oteller sadece beton binalar değildir. İnsandır oteli var eden. Oteli korurken aslında insanı korumaktadır devlet.

Tesislerin kredilerini gerekirse devlet ödeyip otelin mülkiyetinde duran bir pay sahibi olmalıdır. Bir gün satılırsa o otel, devlet payını yüzdesi oranında alacaktır geriye. Hatta seyahat acentalarının belgelerini de satmak isteyen olursa alabilmenin koşullarını araştırmalıdır Kültür ve Turizm Bakanlığı ya da Maliye bakanlığı.Aynı şekilde Almanyada olduğu gibi milli  havayollarımıza da hisse karşılığı ortaklık alarak onların nakit ihtiyacını karşılamalı ve ayakta kalmalarını sağlamalıdır.

Bilim ki saydığım bu değerler bir günde oluşmadı,arkasında büyük emek,sermaye ve başarı hikayesi vardır hepsinin.

Ekonominin yakın ya da orta vadedeki geleceğinde otellerin varlığının önemi olmadığını söyleyebilirsiniz. Ama bu güneş, tarih, doğa, deniz olduğu sürece bu otellere hep gerek duyacağız.

Devletin önündeki seçenek şudur.

Konaklama tesislerimiz ya Kıbrıs’ın Maraş bölgesindeki gibi oteller çöplüğü olacak, ya da dimdik ayakta duran, çalışanları ile birlikte var olmaya devam eden bir sektör olmaya devam edecek.

Örneği oteller, Güneydeki oteller olarak verdim. Bu örneği tüm bölgelere ve  otellere, tüm seyahat acentalarına, rehberlere, havayollarına, otobüs işletmelerine kadar çoğaltabilirsiniz.

Suriyelilere yönelik, dünyaya örnek olan koruma hareketi için gözünü kırpmadan 50 milyar dolar harcayan devlet, onlara ayırdığı kaynağın neredeyse 40 da birini turizm sektörüne hibe yoluyla verdiği takdirde, hem sosyal patlamanın önüne geçer, hem yaraları sarar hem de 2021 yılına hazır oluruz.

Bir buçuk milyon çalışanın evine ekmek götürmesidir asıl sorun.

Devlet bu günler için var.

BİR TEHLİKE AZALIR GÖRÜRKEN DİĞER BÜYÜK TEHLİKE HER GÜN BİRAZ DAHA YAKLAŞIYOR

Covid-19 gittikçe hız kaybederken, yeni bir dalgayı hesaplarken, gittikçe her gün biraz daha yaklaşan büyük tehlikeyi, İstanbul depremini hesaba katıp asıl onun tedbirlerini kanal filan yaparak değil, konutları sağlamlaştırarak almalıdır devlet.

Şunu da unutmayın; Brüksel’de şu anda açık olan tek kuruluş NATO’dur. Ne demek istediğimi iyi anlatabiliyor muyum!!!

Deniz Tüfekçi