03 Ağustos 2021, Salı

Hızlı Paris turu

Paris’e üç günlük bir hafta sonu kaçamağı yaptık. Fransa’nın en önemli fuarı olan MAP’ı  ziyaret etmek asıl amacımızdı. Map ile ilgili günlük haberleri  Turizmcinin Gazetesi’nde yayınlamıştık. New Focus Magazine’imizin Mayıs sayısında da MAP sayfalarını bulabilirsiniz. Şimdi burada Paris’te 2 günlük yaşamı aktaralım.

Tunus Havayolları’nın yepyeni  Airbus 300 serisi uçakların Business’ı ile Fransa’nın başkenti Paris için yola çıktık. Yolculuğumuz aktarmalı olarak öncelikle 2 saatte Tunus’a, daha sonra bir 2 saatte daha Paris’in Orly havaalanına gerçekleşti. Aktarmalı olarak yolculuğun süresini normale oranla birkaç saat daha uzatmış olsak da Tunus Havayollarının Business Class’ının lezzetli servisleri sayesinde zamanın nasıl geçtiğini anlamadık.

Otelimiz Paris’in merkezindeki en güzel semtlerden birinde 8. Bölge olan Rue Foubourg Saint-Honoré’deki Hotel de Castiglione’du.  Otel 4 yıldızlı, civarın eski otellerinden biri olmasına rağmen temiz ve konforluydu. Kahvaltısı croissantından, muslisine kadar sıcak ve soğuk lezzetleri ile çok çeşitli açık büfe, çalışanları da bir o kadar güleyüzlü ve yardımseverdi, bunda resepsiyon görevlisinin aslen Faslı olmasınında payı yok değil tabi.

Otelimiz, Elysées Sarayıyla aynı cadde üzerindeydi hatta odamızdan başımızı çıkarıp sağa çevirdiğimizde sarayın bahçesini bile görebiliyorduk. Karşı caddemiz Champs Elysées ‘nin girişi olan Concorde meydanına bakıyordu, dolayısıyla gelir gelmez, 15 dakika da Champs Elysées’ye doğru bir yürüyüşe çıktık. Cuma akşamı için Franklin Roosevelt caddesinde bulunan Italyan restoranına rezervasyon yapmayı ihmal etmeden, Rue Foubourg Saint-Honoré,de bulunan lüks mağazaların vitrinlerine de bakarak otel’e geri dönüşe geçtik.

Cuma sabahı kahvaltımızı yapar yapmaz, Porte de Versailles’daki MAP Turizm Fuarı için yola çıktık. Otelimize en yakın metro olan Madeleine metrosuyla 12 numaralı yeşil hatta binerek 20 dakika’da fuar alanına ulaştık. Yukarıda yazdığımız gibi fuar ile detayları gazetemizde ya da dergimizde bulacaksınız.

Öğle yemeğini Paris’in en turistik deprtment store’u olan Galeries LaFayette’in karşısındaki Sofa Brasserie’de yaptık. Parisien Salata, Portakallı ördek ve chateaubriand’la birer kadeh kırmızı şarap içtik. Makul bir hesap ödedik (Menü 14-28 € ). Genelde böyle turistik ve yoğun olan bölgelere yakın cafe’lerden çok yüksek beklenti içine girmediğim için öğle yemeğinden de memnun kaldık. Daha önce Paris’te iki yıl yaşadığım ve iki tam günlüğüne buraya geldiğimiz için, özlediğim yerleri görmek vardı planımda. Bu yüzden çok turistik bir gezme yapmadan günü Seine nehri kenarında biraz yürüyerek ve alışveriş yaparak tamamladık. Akşam yemeği için her gelişimde uğradığım ve rezervasyonu önceden yaptığım Napoletano adlı İtalyan restoranına gittik. Bir şişe Chianti şarabıyla beraber, deniz mahsüllü spaggetti, kremalı mantarlı penne,  ve bir de jamonlu, mantarlı Pizza söyledik. Bu sefer formumuza dikkat etmek için tatlı yememiş olsak da bir daha ki gidişimde çok sevdiğim tiramisusundan da yemeden dönmeyeceğim kesin. Fiyatlar yine Paris’te bir akşam yemeği için çok uygundu (50-75 € ).

Son günümüz Cumartesiyi  yürüyerek değerlendirmek istedik  ve otelimizden Hotel de Ville’e kadar yürüdük.  Hotel de Ville Paris’in belediye sarayının olduğu bir semt. Civarda küçük küçük sokaklar, butikler ve sanat galerileri bulunuyor, daha çok sanatçıların ve entellektüellerin yaşadığı bir bölge olarak biliniyor, özellikle de haftasonları Parislilerin buluşup civardaki kafeler de uzun öğlen yemekleri yediği noktalardan biri. Benim gitmeyi sevdiğim kafelerden biri de Place de Vosges’de bulunan Chez Carette, özellikle sıcak çikolatası ve eclaire au chocolat’sı denemeye değer veya kahvaltı menusu de oldukça keyifli. Fiyatlar İstanbul’un ünlü AVM’lerdeki cafe’lerden pahalı değil, hatta daha ucuz. Hemen place de Vosges’de bulunan Viktor Hugo’nun evi de görülmeden dönülmeyecek turistik yerlerden biri. Özellikle bu evi gezerken camlarından dışarı bakıp bir zamanlar Viktor Hugo’nun da bu camdan Place de Vosges’e bakarak yazılarını yazdığını düşünmek bile insanı etkilemeye değer.

Öğlen yemeği için L’ile Saint Louis’ deki ünlü Saint-Regis cafe, soğan çorbası içmek için favorilerimden. Servis hızlı ve güleryüzlü, turistik ama aynı zaman da lokal, ve çok keyifli bir ambiyansa sahip.  Kesinlikle akşamüstü Happy Hour’da da keyifle oturalacak genç bir mekan.  Ama yemek için mutlaka önceden rezervasyon yapın. Hesap çorba için değer ! Yemeğimizi yedikten sonra L’ile Saint-Louis’deki küçük dükkanlara bakarak nehrin  karşısına geçtik, ve karşımıza Notre Dame Kathedrali çıktı, gotik mimarinin en güzel örneklerinden biri olan kathedrale’de uğradıktan sonra Saint- Germain’e doğru yürüyüşümüze devam ettik.  Öğleden sonra kahvemizi de Saint-Germain’in en ünlü iki kafesinden biri olan Les Deux Magots’ da içtik. Servis hızlı, garsonumuz da kibar ve güleryüzlüydü, sadece İngilizce konuşmamakta ısrarcı olduğu için siparişi ben Fransızca olarak verdim, böyle durumlarda Fransızca bildiğim için keyfim kaçmıyor, ama bilmeyenlerinde garsonlar tarafından sinir edilmelerini anlayabiliyorum. Tabii Paris Dünyanın en çok turist alan şehirlerinden biri olduğu için, müşteri kaybetme kaygıları pek yok, yine de servis sektörünün pek gelişmiş olduğunu söyleyemem, özellikle Türk misafirperverlği aramamanız gerektiğini söylemeliyim. İyi servis arıyorsanız Uzakdoğu ilk adresiniz olmalı.

Saint-Germain’den sonra yavaş yavaş Alma-Marceau’ da bulunan Cafe Françis’e doğru yürümeye başladık. Yol üzerinde Louvre müzesinin bahçesi olan Jardin de Tuleries’den geçtik, havuzlarından birinin karşısındaki sandalyelere oturarak dinlendik, etrafta koşanlar, kahve içip sohbet eden , piknik yapan Fransızlar,  yürüyen, resim çeken turistler, farklı farklı şeylerle meşgül bir sürü insan ama aynı zaman da birbiriyle gayet uyumlu bir sürü insan gördük ve neden biz de İstanbul’da böyle bir manzarayla karşılaşamıyoruz diye geçirdik içimizden.

Yolumuza Avenue Montaigne’ den, meşhur Plaza Athenée otel’in olduğu ve bir sürü lüks mağazanın bulunduğu caddeden yürüyerek devam ettik. Akşamüstü aperatifi için Cafe Françis’e geldik. Bu kafe’de çok turistik olmasına karşın belki de Eiffel kulesini izleyerek Kir Royal içebileceğiniz en güzel kafelerden biri. Paris’teki son akşam yemeğimiz için, Paris’i ziyaret eden her Türk’ün  en azından bir kere yemeden gümrükten çıkartılmadığı “Chez Léon” midyecisine giriyoruz. Kovada, kereviz saplı, kremalı mantar soslu midyelerimizi söylüyoruz ve geceyi böylece tamamlıyoruz.

Ertesi gün dönüşümüz yine Orly’den oldu. Çok kısa bir Tunus Havaalanı beklemesinden sonra Tunus Havayollarının çok yeni satın alınmış olduğu belli olan Airbus 300’ünün 180 derece yatan koltuklarında keyifli bir yolculuk ile sona erdi.

Özge Töre

  • alizeh-france
  • cafe-saint-regis
  • cafe-st-regis
  • Cafés (2)
  • carette1-
  • ekler
  • fountain_place_des_vosges
  • içeri 6
  • les-deux-magots
  • paris_DSCN2998
  • paris_DSCN3023
  • paris_DSCN3028
  • paris_Hotel de Ville 1
  • paris_Rue_Faubourg_Saint-Honore
  • Restaurant-Chez-Francis-
  • Ristorante Napoletano
  • Rue_du_Faubourg_SaintHonore_in_Paris
  • sofa
  • SUITE-11