24 Mayıs 2019, Cuma

Buharlı tren yolculuğu

80’li yılların sonuna kadar ülkemizde neredeyse her istasyonda duran, kalkarken su buharını beyaz duman gibi bacasının içinden göğe yükseltirken düdüğünü çalan, kömürün ocağa atılmasıyla birlikte hızlanırken kara dumanını savura savura yol alan kara trenlerden bahsediyorum.

Yaşı 50 ve üzerinde olanlar, Özal döneminde tu kaka edilen bu trenlerin seferden kaldırılmasıyla birlikte hurda fiyatına müzelik değerde lokomotifler de satılmıştı.

1980’lerin başında Avrupa genelinde, Başta İngiltere, Hollanda, Almanya, Avusturya İtalya olmak üzere var olan Steam Train Enthusiasts (Buharlı tren meraklıları) kulüplerinden gelen turistleri gezdirirken onlardan tren tiplerini, yapılış yıllarını, özelliklerini de öğrenir, TCDD tren bakım ve tamir atölyelerinde görevli kişilerle de sohbet ederken trenler ile ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olurdum.

Tamir ve bakım atölyelerinden bilgi almak hiç de kolay değildi. Bir kaç kez fotoğraf çekmek isteyen turistlerin fotoğraf çekmesini engellediler ya da çekenlerin film makaralarına el koydular.

Gerekçe şu idi;

Bu gibi yerler her hangi bir savaş halinde silah üretmek maçıyla kullanılan atölyelere, fabrikalara dönüştürülebilecek yerler olduğu için bina içindeki bilgi ve resimlerin dışarı sızdırılmamaları lazım!

Oysa ortada tamir edilen, bakımda olan birkaç lokomotif, dekovil, kaynak makinesi, metal kriko tamir aletleri, birkaç ahşap ya da saçtan yapılmış tezgah dışında bir şey de görünmüyordu.

O yıllarda Haydarpaşa ve Sirkeci TCDD yetkililerinden bin bir rica ile aldığımız bilgilerle nerelerde Buharlı Trenlerin çalıştığını, bulabildiğimiz kadar da o trenlerin güzergahlarını durdukları istasyonları, bilet fiyatlarını öğrenmeye çalışmıştım. Ne zordu ağızlarından bilgi almak. Devlet sırrını paylaşır gibi tembihlerle veriyorlardı bilgileri. Onlara göre bu atölyeler çok önemliydi ülke savunması için.

O yıllarda buharlı trenler, Bandırma-Balıkesir, Manisa, Savaştepe,İzmir Basmane ,Alaşehir, Aydın , Burdur, Eğirdir, Gümüşgün, Konya, Sivas, Samsun illerindeki hatlarda çalışıyordu.

Oturup 10 gün sürecek bir program için kolları sıvadık. Bu tura katılacaklar ne isterler, başka ülkelerde neler yapıyorlar diyerek benzer programları İngiltere’de, o zaman Doğu bloku ülkesi olan Polonya’da Güney Afrika’da benzer programları yapanların broşürlerini bulduk. Line-siding terimi bize yabancı bir terimdi, turistler sadece buharlı trene binip bir yerden bir yere gitmiyorlar, uygun olan yerlerde yolcular karayolu ,otobüs ile giderken tren hattı boyunca aynı hızda trenle beraber paralel yolculuk ediyorlar, uzun uzun fotoğraf ve o dönem yaygın olan video çekimi yapıyorlardı. Özellikle viyadüklerin, yokuşların başladığı yerlerde trenin buhar ve kara duman çıkarttığı anların video ve fotoğraflarını keyifle çekiyorlardı.

Hazırlık sahada pek kolay olmadı. Tren sefer tarifelerini alıyorsunuz ama bazen iptal ya da 2-3 saat gecikmeler olabiliyordu. Bilet bulmak sorun değildi ama lokomotiflerin fotoğraflarını çektirme konusunda zorluk çıkartıyorlardı bana. İzin kağıdı var mı? Alayım dediğimde beni o kasabadaki şef, Alsancak’taki merkeze yönlendiriyordu. Acaba turistler geldiğinde ne yapacaktık. Bir seferinde lokum götürmüştüm istasyon şefine, ters ters baktı, bu ne dedi? Utandım, sanki gizli kapaklı yasadışı bir şey yapmak için adama rüşvet teklif etmişim gibi bir duyguya kapıldığımı hissettim. İstediğim, gurup geldiğinde istasyonun, trenlerin fotoğrafını çekmek isteyen turistlere yardımcı olmaları yada engel olmamalarıydı. Haber vererek başıma iş mi alıyorum, diye düşünmedim değil ama, bir işgüzar çıkıp bunlar casusluk mu yapıyor diye bizi jandarmaya, polise şikayet etse, al başına iş.

Yukarıda saydığım yerlerin Samsun, Sivas bölümü hariç çeşitli turlarda hepsini gezdim. Trenlerde bilet kontrolü yapan, istasyonlarda görevli babacan bir çok görevliyi tanıdım. Mükemmel bir disiplin, ciddiyet, sevecenlik temizlik ruhlarını sarmıştı bu insanların. Bir çoğu hayret edilecek şekilde Fransızca bir çok kelimeyi biliyordu. Hem o dönemde okullarda Fransızcanın yabancı dil olarak yaygınlığı, hem de tren sistemimizin Fransız enformasyon ağı ile beslenmesi bunun temel nedenleriydi. Batı Anadolu’nun bir çok kasabasını buharlı tren yolculuğu ile görüp gezdim. Tütün, incir, üzüm, pamuk sevkiyatı bu buharlı trenlerle Egenin kasabalarından İzmir limanına yapılıyordu. Ne muhteşem manzaralarla karşılaştım buharlı tren gezilerinde. Eğirdir gölü kıyısındaki istasyondan kalkıp, demir viyadük üzerinden geçen kara trenin fotoğrafında sadece kara trenin dumanı, bembeyaz bulut gibi baca kenarından düdükle beraber yükselen su buharı değil, Eğirdir gölünün o muhteşem yeşil, mavi karışımı rengi ile kontrast teşkil eden komando taburu eğitim alanının tepesindeki karlar, yemyeşil kırlar, yamaçlar, gelincikler, bembeyaz çiçeklerini açmış badem ağaçları ve kuşkusuz hiçbir kameranın görüntüleyemeyeceği doğanın, çiçeklerin o muhteşem kokusu da buharlı tren gezilerinin bir başka yönüydü.Otobüsle treni takip ediyor, bir sonraki istasyonda o trene biniyor,bir küçük kasabada inip, orada kasabanın lokantasında kuru faulye, pilav, bakla, zeytinyağlı sebzeler, dolma, revani gibi tatlılar yiyorduk. Köylülerin erkek, kadın, Ege’de başlarına sardıkları örtüler, yolda önümüze çıkan yük taşıyan develer, önlerindeki eşek ,geleneksel olarak DP taraftarı Ege köylüsünün Ecevit ile birlikte zenginleşen traktör sahibi köylülere dönüşmesinin getirdiği çağa ayak uydurma çabaları turistlerimizin en çok ilgisini çeken konulardı. Tarlaların, susamdan pamuğa, tütünden ayçiçeğine kadar çok çeşitli görünümü tarım konusunda ne kadar şanslı ve üretken olduğumuzu gösteriyordu. Köylü nüfusunu %8’e indireceğiz iddiasındaki politikacıların bu gün ülkemizi tarım üretiminde hangi noktaya getirdiğini sanırım göremeyen yok. Bu yoklukları!!! Gösterip o dönemde en iyi otellerin Anadolu’da 3 yıldız düzeyinde, a/c yoksunu otobüslerle yaptığımız bu turlardan elde ettiğimiz gelir, bu gün ülkemizde 8 gün tatil yapıp,her şey dahil 5 yıldızlı otele 600 dolar ödeyenlerin bıraktığı dövizin en az iki buçuk katıydı.

Kültür turizminin kaynaklarını kurutan bu kararlaa karşı yazdığım onca mektup, lokomotiflerin satılmaması yönündeki dilekçelerim eğer yanıt bulsaydı, dünyanın en pahalı seyahatlerinin başında gelen buharlı tren seyahatlerinden çok önemli döviz geliri elde eder, Anadoluyu tüm yönleriyle tanıtmış olabilirdik.

Deniz Tüfekçi